Preloader gif

Hissizlik Çağı

Genel 11.08.2017
Hissizlik Çağı

Açma Turgut, o konuyu hiç açma!

İki insan bir araya geldik mi, dünya kötü bir yer diye diye kendimizi kandırıyor olmaktan vazgeçmenin zamanı şimdi.

Dünya kötü falan değil, insanlar kötü, insanlar sevgisiz, insanlar ağız dolusu mutsuz. Hastalık gibi, hastalıklı gibi…

Hani yağmurdan sonra toprakta kalan su gibi kendi çukurumuzda kuruyoruz hepimiz. Birbirimizi anlamak, birbirimizi dinlemek yahut başka bir suya karışmak gibi çabalara girmeye tenezzül etmiyoruz.

Esasen ne kolay harfleri anlamlı şekilde art arda koymak, hatta bazılarımız usta bir yeteneklilikle alt alta dizeler bile dizebiliyoruz.

Her şeyi yapıyoruz da, kayıtsızlığımızdan kurtulamıyoruz. En ilgi çekici özelliğimiz bu artık. Hissizlik çağında yaşıyoruz.

Birinin yarasına merhem olmak yerine, onu dilini bilmediği bir ülkede tek başına bırakır gibi bırakıyoruz kaderine. Düşeni kaldırmak için elimizi uzatmak yerine, videosunu çekmeye çalışıyoruz.

Kanlıca’dan Emirgan’a kalkan motorlardan birine biniyor, kendimizi denize bırakıp yanlış yola sapan hayatımızı düşünüyoruz. Kimseye değmeden, dokunmadan eteğimiz, bitsin istiyoruz o yolculuk. İnsanlarla olan iletişimimiz bir iç konuşma halinde kalıyor. Yalnızlaşıyoruz.

Aslında hem çok hayıflanıyoruz yalnızlığımız için hem de hoşumuza gidiyor böyle bir yaşama biçimi. Dert yok, tasa yok diyoruz gizliden gizliye.

Balkonda saksıda yetiştirdiğimiz biberlere kayıyor bir ara gözlerimiz. Bir acı biberin yanındaki bibere sarıldığını görünce düşüyor aklımıza bilindik bir omuz özlemi. Ve biraz sonra akıllı telefonlarımıza dalıyor, bu özlemi de unutuyoruz.

Sosyal ağlar yerine kitapları tercih edenlerimiz de var elbet. Onların özlemi biraz daha ağır geçiyor. Ama yalnızlığını gidermek için bir çaba da gütmüyor. Alışmışız bir kere onun dayanılmaz hafifliğine.

“Sen yalnızlığa alıştın mı?” diye sorma bana Turgut!

Bak oturmuşuz keten masa örtüsünün serildiği bir masaya, sen ekmeğimi bölüp veriyorsun benim. Yalnız sayılmam ki.

Hani sen şimdi üst üste koysan briketleri, aramıza bir duvar örsen, ben yine kalkıp o duvarı senin sevdiğin renge boyarım.

Ama yok işte, yetmez, bu da yetmez biliyorum. Bizde yetinmek noksan Turgut! Sahip olduklarımızla yetinmiyor, haliyle mutlu da olamıyoruz. Daha iyisi, daha yenisi, daha güzeli, daha pahalısı, daha daha daha derken unutuyoruz insanlığımızı.

Dünya telaşına değişirken sevdiklerimizi, kerpiç evlerin pencerelerinden fışkıran yoksul gülüşleri göremiyoruz. O gülüşler ki daha büyüktür mağrurların saraylarından…

Belli belirsiz gülümsedi Turgut, kalktı, masanın üzerinde bıraktığı cüzdanını, arabasının anahtarını ve fiyakalı telefonunu aldı, gitti. O da hissizlik çağına karıştı.

Ben bir müddet daha oturdum, omzumda yarım bir battaniye misali mutluğumu çekiştirip durdum. Neye yana çeksem bir yarım açıkta kaldı.

Hissizlik çağında tam bir mutluluk da bulunmuyordu. Her şey yarım, her şey eksik…

Ama biliyorum hala bir yerlerde “kaybolmuş bir kentin eskicisi, makineleşmeye karşı duyguları topluyor.”

 

Sosyal Medyada Paylaş:
Twitter'da paylaş Facebook'ta paylaş Google+'ta paylaş Buffer'da paylaş Pinterest'te paylaş

“Hissizlik Çağı” için bir yorum bırak

Email adresiniz paylaşılmamaktadır. Tüm alanların doldurulması zorunludur * *

YORUM YAZIN:

2