Preloader gif

Başlık: Acının Böylesi…

Genel 01.08.2017
kahverengi ayakkabılar

Bir dönem hayatımdaki tek problem o meşhur havuzun kaç saatte dolacağını hesaplayabilmekti.

Doğru cevabı bulduğumda hayatta çözemeyeceğim hiçbir problemin olmayacağını düşünürdüm.

Sonra büyüdüm. On beş santim daha uzadı boyum, on üç kilo aldım. Artık hesaplamam gereken şey vücut kitle endeksim değildi elbette. Çok daha mühim meseleler dâhil oldu hayatıma.

En basiti seviyede hiçbir faturayı atlamadan, çocukların okul taksitlerini unutmadan ay sonunu getirebilmek gibi…

Büyümek bunlarla da sınırlı kalmadı, böyle olmasını istesem de…

Büyüdükçe anladım, hayatta matematikten çok daha fazla problem vardı.

Bir bir değiştirdi bizleri zaman. Yere düşen ekmeği üç kere öpüp başına koyan çocukları bile zalimleştirdi. Alimleştirmesini dilerken…

İnsan çocuk yanının hiç kaybolmamasını istiyor hayatından. Hani öylece dursa çocukluğun verdiği, her şeyin güzel olacağı inancı, o avare haller, o yaşam coşkusu…

Yirmili yaşları da geride bıraktıktan sonra bizlerden yitip giden en çok da bunlar oluyor.

Turuncu bir kelebek konuyor beyaz bir nergise mesela. Belki de dünyanın en büyüleyici karelerinden birini oluşturuyor.

Sen deklanşöre basmadan önce uçup gitmemesi için, yakana iğnelediğin bir mum çiçeği gibi iğnelemek istiyorsun kelebeğin kanatlarını. İşte çocukluk da böyle bir istek uyandırıyor insanın içinde.

Ellerinden kayıp gideceğini biliyorsun eninde sonunda, onu iğneleyerek yanında tutamayacağını da…

Çocukluğuna dair net hatırlanan şeylerden biri de kâbuslardır. Ve kâbustan uyanıldığında korkuyu dindirmek için başucundan eksik edilmeyen bir bardak su.

İnsan denizi ne kadar severse sevsin, bir gün o bir bardak suyun içerisinde boğulabiliyor.

Ve bir de kendisi gibi olmayanı ‘bir kaşık suda boğma’ yarışı başlıyor. Ayrık otları dâhil oluyor yaşama, ‘biz’ yerini ‘bizler’e ve ‘sizler’e bırakıyor.

Hatta bazen kendisi gibi olmayanları öfkeli ağızlarla ‘bunlar’ diye nitelendirenler bile oluyor.

Büyüdükçe azalıyor insanlara verilen değerler, sahip olunanlar çok daha değerli hale geliyor.

Paranın satın alamayacağı her şeyin tutkunu olan insan, parayla satın aldıklarının kölesi oluyor artık.

‘Cana geleceğine mala gelsin’ de miadı dolmuş bir atasözü olarak kaldırılıyor rafa.

Lüks arabasıyla yüksek hızla giderken yayaya çarpan birine tanık oluyor insan. Şoförün yayadan önce arabasının farına baktığına da…

Bir sabah işe giderken otobüste seslerinin yükseldiğini fark ediyor mesela. Sonra o seslerin birinin diğerinin ayağına basması yüzünden çıktığını öğreniyor.

Ayakkabıların kirlenmesi çok da büyük bir mesele değildir aslında, ruhların kirinden sonra.

Eskiden biri öldüğünde ayakkabıları evinin kapısına bırakılırdı, ihtiyacı olan biri alsın diye.

Bir gün öleceğiz ve üzerine toz konmasına bile tahammül edemediğimiz ayakkabılarımız konacak kapımızın önüne, ihtiyacı olan biri alsın diye.

Dünya bu kadar işte! Biz öleceğiz, ama ayakkabılarımız yaşamaya devam edecek bir başkasının ayaklarında. Acının böylesi…

Sosyal Medyada Paylaş:
Twitter'da paylaş Facebook'ta paylaş Google+'ta paylaş Buffer'da paylaş Pinterest'te paylaş

“Başlık: Acının Böylesi…” için bir yorum bırak

Email adresiniz paylaşılmamaktadır. Tüm alanların doldurulması zorunludur * *

YORUM YAZIN:

Önemli Bilgilendirme : Kaos Günlükleri, Paragon Teknoloji A.Ş.’nin bir markasıdır. Bu sitede paylaşılan yazılar birden fazla yazar tarafından yazılıp, yazıların telif hakkı Kaos Günlükleri’ne aittir. Yazıların iznimiz olmadan paylaşılması halinde gerekli yasal işlemlerin yapılacağını belirtmek amacıyla bir bilgi metni oluşturulmuştur. Kaynak gösterip, gerekli izin alındıktan ve link verildikten sonra paylaşım yapılmasında bir sakınca yoktur. Detaylı bilgi için lütfen iletişime geçiniz.

2