Preloader gif

Büyümenin Saati

Genel 21.12.2022
kol saati

Çok çocuklu aileye sonrada katılan kardeşseniz biliyor olmalısınız ki, size ait çok az eşya vardır. Kullandığınız eşyalar bir önceki çocuktan saklananlardır. Size özel bir şey alınacağı zaman onun bir başka kıymeti olurdu. Saat de benim için öyle olmuştu. 

Okula başlayacağım dönemde, bir cumartesi sabahı babam beni çarşıya götüreceğini söylemişti. Nasıl heyecanlanmıştım! Çarşı demek, yeni bir şeyler almak ve gezmek demekti. 

Göbeğimi(!) sıkan -çünkü zayıf ablamlardan kalan- kahverengi kadife pantolonu giymiştim. Üzerime bir mont geçirmişim. Saçımı  ise babam her zamanki gibi olabildiğince yandan ayırarak taramış ve kulaklarımın arkasına tıkıştırmıştı. Taramanın etkisiyle kıvırcık olan saçlar dalgalı hale geliyordu. Ancak yeteri kadar düz olmayınca, küçük kulaklarımın ardında zor duruyorlardı. Biraz söylense de olduğu kadar yaptı ve bıraktı. Artık hazırdık. 

Elimden tuttu ve dışarı çıktık. Otobüs durağına giderken saatin önemini kendince anlattı. Kurallara uygun hareket etmek, gidilecek yere vaktinde gitmek, saate göre planlama yapmak ve nicesini anlattı. O gün ne kadarını anladım bilmiyorum ama çok bir şey söylemediğimi hatırlıyorum. Otobüse bindiğimizde ise sessizdik, başka yolcuları rahatsız etmemek gerekirdi. 

Kırk dakika boyunca etrafa hayran hayran baktım, yeni bir şey alınacak olmasının ve şu an geziyor olmanın heyecanı vardı. Ancak babamın anlattıkları da kafama pek yatmamıştı. Nasıl desem, biraz sıkıcı şeylerdi…

Otobüsten indiğimizde kalabalığa karıştık. Gideceğimiz yolu biliyordu babam, o yüzden seri adımlar atıyorduk. Kaybolurum diye yine elimden tutmuştu. Ancak seri adımlar atınca, haliyle biraz gerisinde kalıyordum. Kalabalığın etkisiyle de etrafa rahat rahat bakamıyordum. Koştur koştur  bir halde sadece düşmemeye çabalıyordum. 

Tek gördüğüm bacaklardı. Önde babamın bacağı ve etrafta başkaca bacaklar… Bazen bacaklar arasındaki arabaları, başka insanları ve dükkanları görüyordum. 

Büyük yoldan karşıya geçtik önce, ardından ince uzun bir handan geçtik. Hangi hana girdiğimizi kokusundan anladım ve handan çıkana kadar nefesimi tuttum. Balık pazarıydı tabii ki… Neyseki çok uzun sürmedi ve çıktık. Küçük bir yoldan karşıya geçtik bu kez ve sonra kendimizi yine uzun bir handa bulduk. Burası daha çok çanta, takı, kitap satılan bir yere benziyordu. Han çıkışı sola döndük ve ilerledik. Daha sonra tekrar bir hana girdik. Diğer hanlara göre burası çok sakindi. Buraya girince babamın adımları yavaşladı. Demek ki saatçi buralardaydı. 

Bir tabelaya uzun baktı, sesli de okudu. Emin olduktan sonra kapıyı açtığı anda dükkanı “Selamun Aleyküm” ile doldurdu. Saatçi tezgahın ardından bize döndü ve babamın selamını aldı. Babam konuşmayı sürdürürken ben dükkanın büyüsüne dalmıştım. Onlarca tik tak sesi, kasvetli küçücük bir dükkan… O kasvete rağmen ortamın yumuşak olduğunu hatırlıyorum.

Babamın omuzuma dokunmasıyla ortamın büyüsünden sıyrılıp Saatçi Amcaya dönmüştüm. Bana iki saat alınacakmış, biri koluma biri de baş ucuma… Çocuk kol saatlerinde çok bir seçenek yoktu. Ama olanlar içinde birini görür görmez sevmiştim. Pastel su yeşili bir kordonu vardı. Saat çerçevesi fosforlu turuncuydu ve dahası içinde tik takla hareket eden bir dinozor vardı. Bu mükemmeldi! 

Kol saatinin sevincine dalınca baş ucuna alınacak saatin seçimini babama bırakmıştım. Zaten o konu çok ilgimi çekmemişti, alarmlı bir saat olması çok hoşuma gitmemişti. Şu çılgınca titreyen ve üzerine dokununca susan alarmlı saatlerden birini seçmişti babam. 

Ve işte zaman kavramı o gün girmişti hayatıma. Büyümenin saati… Daha da net olarak okulun ilk günü o alarmlı saatin çalmasıyla bir şeyler netleşmeye başlamıştı. 

Erken kalkmam gereken bir gün, yetişmem gereken okul, zamanında yapmam gereken ödevler, geç kalmamam gereken dersler ve nicesi vardı. Bununla birlikte ders saati, teneffüs saati, oyun saati ve çeşitli saat dilimleri de dahil olmuştu zihnime. İlkokul, ortaokul, lise, üniversite, iş… Zaman mevhumu farklı bir evreye giriyormuş gibi, her adımda farklı bir saat alındı bana. Şu an geçmişten bugüne bakıyorum da… Daima yetişmem gereken ve aynı zamanda daima geç kaldığım bir şeyler var. İşin kötüsü yıllar geçtikçe geç kalınanlar daha fazlalaşıyordu. 

Sol bileğimdeki bu tik tak işleri kolaylaştırdı mı yoksa zorlaştırdı mı bilmiyorum. Fakat ben hiçbir zaman olmam gereken anda olmadığımı hissettim. Zamanın ya çok gerisindeydim ya çok ilerisinde… Ahenkle ilerleyemedim.  

Bu hep böyle değildi tabii ki… Anlaşıldığımı, doğru zamanda olduğum, kendimi kendim gibi hissettiğim ve kök salmaya başladığım bir dönem yaşadım. Sol bileğimdeki tik taklar ağırlık yapmıyordu, nedenim vardı. Zamanda ilerlemek ve günü yaşamak için hiç olmadığım kadar güçlüydüm. Ancak bu da bir süre sürdü. Sonra her zamanki olan oldu ve bozuldu her şey… Bir gün en sevdiğimi kaybettim ve işler tersine döndü. 

Kaybın acısı geçmezmiş, sadece şekil değiştirirmiş. Kayba alışmak, yokluğuna alışmak ve sonra hayatına etkilerine alışmak gibi çeşitli evreleri varmış. Öğrenmek gerekti. Zamanla…

Sonuçta yine olmam gereken zamanda değildim. Yine yetişmem gereken çok şey vardı ve giderek artıyordu. Yine savruluyordum. Kolumdaki tik takların ağırlığı yine hissediliyordu. Belki başka türlü yaşamayı görmemiş olsaydım, eskiye dönmek canımı bu kadar acıtmazdı. Büyümenin saatini o an daha başkaca hissetmiştim. 

Koluma saatin ilk takıldığı ana dönüp, o saati hiç takmamayı ve bu olanları hiç yaşamamayı diledim. Çünkü bir gün en sevdiğimi kaybettim ve ben neye üzülsem ona ağladım.

Sosyal Medyada Paylaş:
Twitter'da paylaş Facebook'ta paylaş Google+'ta paylaş Buffer'da paylaş Pinterest'te paylaş

“Büyümenin Saati ” için bir yorum bırak

Email adresiniz paylaşılmamaktadır. Tüm alanların doldurulması zorunludur * *

YORUM YAZIN:

Önemli Bilgilendirme : Kaos Günlükleri, Paragon Teknoloji A.Ş.’nin bir markasıdır. Bu sitede paylaşılan yazılar birden fazla yazar tarafından yazılıp, yazıların telif hakkı Kaos Günlükleri’ne aittir. Yazıların iznimiz olmadan paylaşılması halinde gerekli yasal işlemlerin yapılacağını belirtmek amacıyla bir bilgi metni oluşturulmuştur. Kaynak gösterip, gerekli izin alındıktan ve link verildikten sonra paylaşım yapılmasında bir sakınca yoktur. Detaylı bilgi için lütfen iletişime geçiniz.

2