Preloader gif

Tanrım Dizlerin Nerede?

Genel 24.08.2017
Tanrım Dizlerin Nerede?

Tanrım Dizlerin Nerede?

“Yerini sevdi…”

Bahçesine diktiği erik ağacını gösterirken böyle demişti ablam, yerini sevdi…

Yağmurlu havalarda kendisini hatırlatan eski bir kırık gibi sızladı içim. İstemsizce yokladım göğsümü, başına bir şey gelmesin diye gizlediğim yüreğimdeydi sızı.

Fidanlar bile yerini sevdi, bir sen alışamadın şu düzene dedim kendi kendime, belki de düzensizliğe. Yerimi sevemesem de yaşıyorum işte, yaşıyorum da üç adım önümden bihaberim. Sanki bir ara çok fena hastalanmış, okula gidememiş, tüm derslerden geri kalmış gibiyim.

Nereye çıktığını bilmediğim sokaklardan geçer gibi, dilini anlamadığım bir gazetenin resimlerine bakar gibi ‘yaşamak’ benimkisi.

Yerinden fırlamış kaldırım taşlarına basarak ilerliyorum yolumda. Kapısız, penceresiz evlerin önünden geçiyor, kaldırıp başımı bakıyorum bir süre. Dünyanın güneş etrafında dönüş hızı yavaşlar ve bazen bir dakika 61 saniye sürer diyorlar. İşte o fazladan bir saniyeyi harcadığımı hissediyorum o eve bakarken.

Devrilmiş sokak lambaları görüyorum, her an devrilecekmiş gibi yürüyen bir adam geçiyor yanından. Ona uzaktan bakanlar ‘akşamdan kalma’ diye geçiriyor içinden, neden akşamda kalmak istediğini bilmeden.

Tam da Dante’nin yolun yarısı dediği yaşımdayken, yani kaybetmişken diğer yarısına dair umutlarımı, bir çift güzel göze takılıyor aklım. Kalbimi sakladığım yerden çıkarıyor, bırakıyorum avuçlarına usulca. Odalarındaki yara izlerini gösteriyorum, canımın daha önce defalarca yandığını bilsin diye.

Önce ipek mendillere sarıp sarmalıyor biraz, şarkı söylerken düzelen kekemelik gibi düzeliyor dünyam. Tüm kaldırım taşları oturuyor yerine, sokak lambası kalkıyor devrildiği yerden. O adamın ayakları artık yere sağlam basıyor. Gelip bir usta onarıyor pencerelerimi. İncecikten bir tül takıyorlar camlarıma sanki. Gök giriyor kalbimin odalarından içeri. Pencere önü çiçeğim tomurcuklanıyor. Yerini sevdi diyorum ben de, yerini sevdi…

Sonra yavaş yavaş çıkarıyor kalbimi o mendilin arasından. Bir bacağı diğerlerinden kısa tahta bir sandalyenin üzerine bırakıyor. Hani otursan rahat edemiyorsun, ama ayakta kalmaya da gücün yok, bir şekilde dengelemeye çalışıyorsun kendini. Belki bir karton parçasını kıvırıp koysam altına eşitlerim diyorum, olmuyor. Gerisi bilindik bir hikâye: Hayat devam ediyor…

Hayat devam ediyor, ama eksile eksile… Önce o gidiyor benden, sonra ben başkasından gidiyorum ve bir diğeri yine benden… Derken sevdiğim diğer şeyleri de kaybetme zamanım geliyor. Babamın merhametli avuçları, annemin acımı dindiren dizleri gibi… Koşup koşup da yorulduğumda soluklanmak için sığındığım kuytuyu kaybediyorum, dünyanın en değerli mücevherine el sürer gibi dokunuşlar siliniyor yaşamımdan. Ama hayat yine de devam ediyor.

Kayıplarla dolu günlerin sonunda yaşama devam etmek, yarım kalan bir kitaba devam etmek kadar kolay olmuyor elbette. Gelip göğüs kafesimi ateşle sıvazlayan acılarıma rağmen yoluma devam ediyorum. Çünkü ben bu dünyadan geçiyorum.

“İyi şeyler de olacak” diyor umudun sesi, hele bir yarın olsun. Sonra uzanıp öpüyor yanaklarımdan. Haklısın diyorum, yarın farklıdır bugünden. Hiçbir şey değişmese bile adı değişir.

Yaşadıklarım ve yaşayacaklarımla kabul ediyorum varlığımı. Kazanmaya karşı hazır, kaybetmeye karşı korkusuzum diyorum. Tarihimin cesur savaşçısı ilan ediyorum kendimi ve bir cesaret nişanı gibi yeniliyorum: Florebo cuocumque ferar…

Yani “taşındığım her yerde çiçek açacağım”, diyor ve gülümsüyorum kendimden emince.

Ama yine de bazı akşamlar ağlamak istiyorum, tanrım dizlerin nerede?

Sosyal Medyada Paylaş:
Twitter'da paylaş Facebook'ta paylaş Google+'ta paylaş Buffer'da paylaş Pinterest'te paylaş

“Tanrım Dizlerin Nerede?” için bir yorum bırak

Email adresiniz paylaşılmamaktadır. Tüm alanların doldurulması zorunludur * *

YORUM YAZIN:

2