Preloader gif

İğde Kokusunun Çağrısı

Genel 12.05.2018
İğde Kokusunun Çağrısı

Bir gün sokakta amaçsızca yürüyen birilerini görürseniz, yanlarına yaklaşın. Muhtemel görünür yerlerinde asılı bir telefon numarası, bir isim belki bir adres gözünüze çarpacaktır. Alzheimer hastasıdır gördüğünüz kişi. Ve onun dünya için kaygılanmasından çok daha fazla, onun için kaygılanıyordur birileri. Çok tuhaf bir duygudur Alzheimer hastası yakını olmak.

 

Hiçbir şeye tam olarak sevinemezsiniz, hiçbir şeye tam olarak üzülemezsiniz… Bir değişik durumun arafında öylece kalakalmışsınızdır. O hastadır ama onunla yaşadığınız anılar, tüm o geçmiş, sizi tutuklamıştır gizlice. Bunu her defasında boğazınıza kadar hissedersiniz…

 

Bu tutukluluk sizi bir gün çok değişik tedbirler almaya iter. İlk başta asla kabullenmek istemezsiniz, bunlara gerek olmayacağı konusunda telkin edersiniz kendinizi ama nihayetinde alacaksınızdır. Çünkü asla gerçekleşmesini istemediğiniz bir durum gerçekleşirse diye, o kaybolursa, ona ulaşamazsanız diye bir kağıda, kolyeye “Lütfen arayın!” diye adınızı ve telefon numaranızı yazacaksınızdır. O “Lütfen arayın!” çağrısı, hayatınızın bir kısmında hiç sevmeseniz bile, bilinmeyen bir numaradan çağrı alma isteğinizi ayyuka çıkaran bir yalvarıştır aslında.

 

“Bir numara arıyor, isim de çıkmadı, sanırım onu buldular…”

 

Her defasında ama her defasında yaşanan buruk bir umut, sevinç… Araf! Tüketir insanı, tükeniriz.

 

Telefondaki sesin size tarif ettiği yere gidersiniz uçarak, onu görürsünüz, bir de telefondaki sesin sahibini. Önce ona yarım gülümsemeli buruk bir “teşekkür” edersiniz duyarlılığı için. Sonra diğer tarafa yönelip, o size bakmayan gözlere doğru “anne” dersiniz.

 

“Anne!”

 

Başını kaldırıp bakar, size değil, boşluğa bakar adeta, ötelere doğru delip geçer sizi gözleri. Bazen hafif ve çocukça gülümser, o zaman içinde bir yerlerde hissettiğini anlarsınız… Bakar ve yanınızdan geçip o artık hiç tanımadığı eve, evinize doğru yürür. Kısacık bir an için bile olsa yönünü bulmuş gibidir. O ufacık anda sizin gözünüzün önünden 30 yıl geçer, 40 yıl geçer, belki de daha fazla…  Her defasında ama her defasında geçer o yıllar. Gözleriniz dolar, boğazınız düğümlenir ve derin bir nefes alırsınız geçmişten. O sadece kokusunu bırakıp yürür gider yanınızdan.

 

Bir gün bunların biteceğini bilerek, ama hiç bitmemesini dileyerek geri döner ve eve doğru yürürsünüz siz de. Ardından tekrar “Anne” diye seslenirsiniz. Hiç oralı olmaz sizinki. Bir şey ummazsınız gerçi ve hiç cevap alamayacağınız bir sessiz çığlık bıraktığınızı bilirsiniz oraya. Sonra dudaklarınızı büzer vazgeçersiniz cümlenin devamından. Öylece bakakalırsınız halsiz yürüyen bedenine.

 

Yarın anneler günü. O sessiz çığlığı orada bir yere bırakanlar için bir başkadır anneler günü.

 

Of neyse…

 

Biliyor musunuz, ben Mayıs’ı hep anneler günüyle bir de iğde kokusuyla hatırlarım. En güzel sabahları, o sessiz serinlikte kokar iğdeler. O sabahlardan birini yakaladığınızda, kafanızı kaldırın yukarı ve derin bir nefes çekin o kokudan. O an, birkaç saniyeliğine tuhaf bir huzur dolduracak içinizi. Geçmişten alınan bir nefes gibi gelecek bir anlığına, büyüleneceksiniz ve çok seveceksiniz.

 

Bir gün anneniz yanınızda olmasa da bilin ki iğde kokuları her Mayıs orada olacaklar.

 

En çok annelere yakışır-dı iğde kokusu…

 

Anneler gününüz kutlu olsun.

Sosyal Medyada Paylaş:
Twitter'da paylaş Facebook'ta paylaş Google+'ta paylaş Buffer'da paylaş Pinterest'te paylaş

“İğde Kokusunun Çağrısı” için bir yorum bırak

Email adresiniz paylaşılmamaktadır. Tüm alanların doldurulması zorunludur * *

YORUM YAZIN:

2